14 Nis 2014


Sen

Puslu bir Ankara Sabahı

Sen

Yağmurdan sonra ki toprak kokusu

Sen

Bahar dallarında gizli tomurcuk

Sen

Annemin tebessümlerinde saklı

Sen

Bir kız çocuğunun gözlerinde kaybolmuş

Sen

MASUMİYETİM

Sonunu yazamadığım hikayem

Çözemediğim düğüm

Adıyla ardından yok olduğum

GENÇLİĞİM

Sen

Hareli gözlüm

İlk öpücüğüm ,ilk gözyaşım ,ilk mutluluğum

Sen

MASUMİYETİM

 
 

9 Oca 2008

carpe diem

“Hepimiz bir gün çiçeklere gübre, solucanlara yem olacağız.
Yaşadığın günü kavra ve anı dolu dolu yaşa"
“Carpe Diem”; her daim ölüm gerçeğinin farkında olarak, geçen her saniyenin, kısacası zamanın değerini bilenlerin, anı yaşamaya özen gösterenlerin felsefesidir. Zaman en kıymetli hazinemizdir ve onun değerini bilerek iyi kullanmamız gerekmektedir. Elbette ki bu da plan gerektirir.
“Carpe Diem”’in felsefesi çoğunlukla anlaşılmak istendiği gibi ifade edilmiştir. Tüm buna benzer terimlerde, insanoğlu maalesef işine geldiği şekilde bir yoruma kaçmaktadır. Söz edilen, insanın hayatını belli bir ideale, amaca göre değil; hissettiği gibi, o anda yapmak istedikleri doğrultusunda yaşaması değildir. Yanlış algılanışın aksine, bu sözle anlatılmak istenen, "geçmiş için kafa yorma, gelecek için de plan yapma” değildir.
Yaşamı ele alış biçimini kökten değiştiren, yaşadığın anın önemini bildiren ve onu doğru kullanmayı nasihat eden görüştür. Gününü gün etmek değildir, Carpe Diem. “Günü yakala, anı yaşa” der ve yol gösterir. “Günü kurtar, boş ver gitsin” demez. Yaşamı hoyratça harcamamızı tembih etmez tam tersi, zamanımızı kendimiz, çevremiz ve insanlık için çalışarak geçirmemizi söyler.
Günler ve saatler düşüncesizce harcanacak, savrulacak, önemsiz değerler değildir. Elbette ki vaktimizi gelecek kaygısı ve geçmişe bağlı kalarak yaşamak bizi yola koymaz. Peki, sadece anı yaşamak! Tecrübeden, hafızadan, düşten, iradeden, zihinden, tekâmülden ve kendi özünden vazgeçmektir.
Burada her konuda olduğu gibi dinamik dengeyi yakalamak sistemin özüdür. Günün, anın kıymetini bilip değerlendirmek esasken; geçmiş birikimle birlikte, gelecek planları da kontrollü olarak belirlenecek ve her zaman eylem halinde olunacaktır. Ayrıca “zaman” kavramı da detaylı bir inceleme konusudur.
Spinoza: “Sonsuz olduğumuzu hissediyoruz ve gözlemliyoruz.” der.
“Şimdi”; eylemin, düşüncenin tek yeridir. Hayat “şu anda” var olmanın kalbindedir. Denilebilir ki: "Dün geçti! Yarın henüz doğmadı! Bugün eyleme geçip, düşüncelerimizi gerçekleştirebileceğimiz gündür. Bekleme. Erteleme. Şimdi değilse ne zaman?”
Hayatımızı değiştirmek, iyi, doğru ve güzele yönelmek için asla geç değildir. Değişim için ayak sürüyen ve bahane bulanlar, çoğunlukla suçu yetersiz eğitim, kötü geçirilmiş çocukluk, sorunlu aile, işyeri problemleri, maddi zorluklar, adalet, haksızlık, vs... gibi birçok kavrama bağlarlar. Bir tek yapamadıkları aynanın karşısına geçip yüzleşemedikleri öz benlikleridir. Tüm harici etkiler söz konusudur ve kendi bir kurbandır. Kişi artık bu sarmaldan sıyrılmalı, kendini tanımalı ve sorunu tespit edip, ona çözüm aramalıdır. Hayatındaki her şeyi değiştirme gücünün bireyin elinde olduğunu ve bunun için de şimdiden daha iyi bir zaman olmadığını da yine “Carpe Diem” hatırlatır.
Hayat bir bumeranga benzetilebilinir. Ona ne verirsen, verdiğin ölçüde sana geri döner. Zaten tüm hayatımıza ve ilişkilerimize ne alacağız bakış açısı ile değil; “Ben nasıl bir katkıda bulunabilirim?” şeklinde yaklaşırsak; hasat yasasını yaşamlarımızda da işletebiliriz.
Kısaca... "Carpe Diem"
Dünden ders alın, yarını düşünün ama en önemlisi bugünü size verilen en önemli hazine olan zamanın kıymetini bilerek yaşamayı unutmayın. Doğruyu sadece bilmekle yetinmeyin, aynı zamanda uygulayın. Hedef belli ise, ona ulaşmanın yolları da bulunacaktır.
Seneca şöyle der: “Hayatta en büyük engel, beklemektir; daha sonra gelecek olan her şey belirsizliğin alanına girer. Şu andan itibaren yaşa.”

BU YAZI MİLLİYET BLOG TAN ALINMIŞTIR BENİMSENMESİ GEREKEN BİR HAYAT FELSESEFİ OLDUĞU İÇİN YAYINLAMA İHTİYACINI DUYDUM

27 Ara 2007

SENİ GÖRMEM GEREK

Benim
Seni görmem gerek ,
Bedeninde erimem gerek
Zaman içinde değişen pek çok şeye rağmen
Hala varsa bir ışık gözlerimizde
Niye kabuk tutmaz yüreğimdeki yara
Anlamam gerek
Benim
Seni görmem gerek
Gözlerinin dehlizlerinde kaybolmam gerek

Bedenimde çürüyen sevdaların izlerine inat
Bitkisel yalnızlıklarda gömülü ruhum dan
Kurtulmam gerek



SERAP TARCAN
27/12/2007

13 Eki 2007

YANLNIZLIK HER GÜN BİRAZ DAHA KENDİ KARANLIĞINDA KAYBOLMAKTIR

YANLIZLIK HER GÜN BİRAZ DAHA KENDİ KARANLIĞINDA KAYBOLMAKTIR.

170m2 de 20 m2 ye mahkum ettim kendimi, evde olduğum sürece açık bir televizyon ne oynadığı farketmiyor.Konuya bir yerinden saplanıp kalıyorum, hayatımdaki insanlar sadece dizi kahramanları telefonlarını bilmem,bayramlarını kutlamam kendi karanlığımda dizi kahramanları yalnızlık.Duvarlara bir çocuğun yıllarca yankılanmışsesi yapışık. Ne bir akvaryum var balık ın ağız şekline anlam katabileceğim,ne bir kuş kafeste. Bir saksıda köklerinin kururduğunu sandığımız ama inadına yaşayan bir bitki, haftada iki gün onu sulayıp tekrarcanlandığı için ona teşekkür ediyorum.Ekmek arası beyaz peyniri televizyon karşısında açlık bastırmak adına tüketiyorum. Kapıyı çalan olmayınca evin anlamı yokmuş dağılmıyan bir evin sadece tozlarını almak taçok anlamısız.
Biri olsa diyorsun masaya iki tabak koysam.. yemek yapsam şeytana uysak iki kadeh bir şey içsek.Çoraplarını sağa sola atsa hormurdansam. Ayrı odalarda başka televizon programları izlesek de olur bilsem ki biri nefes alıyor evde .Evde nefes yok nefes kendi sesim, kendi karanlığım kendi yalnızlığım.
Yalnızlık yeni bir yalnışamı kovalar insanı? Özlediklerin gerçekten sevdiklerin midir? Yada her özlediğini sandığın sevdiğin mi?
SERAP TARCAN 11.10.2007

ELVEDA ABLA

“ Bir çok giden memnun ki yerinde çok seneler geçti dönen yok seferinden “

Dönüşü olmayan sefere çıkıyorsun, 57 yaşın tüm çektiklerinin acısı yüzündeki ifadeye
yansımış. Bedenin yaşının yarısı kadar bir kiloda ,çaresiz çelimsiz … Beynimize kazınan son fotograf karesi.Eski resimlere çarpıyor.Maksinin moda olduğu yıllar üzerinde kahverengi uzun bir manto ile eve geliyorsun saçların o güzel saçların omuzlarında.Top oynuyorum sokakta , köşeden döndüğünü görüyorum papatya desenli mini bir etek giymişsin sanki herkes
duruyor,zaman duruyor sana kilitleniyor insanlar , yada bana öyle geliyor. Kendinden ve güzelliğinden eminsin . O güzelliğin pervaneleri ateşinde yakarken … başına bela olan güzelliğin... Bize parçalanmış bir bütünden parçalar bırakıp gittin.Ardından parçaları
bir araya toplayıp bütünü oluşturmak değil amacımız,senin di hayat , tercihine göre yaşadın, bitirdin. Tükettiğin hayat yaşamayı istediklerinle mi bitmişti . veya hangi karesinde mutlu olmuştun bilemeyiz.
Çocukluğumun gözü yaşlı karelerinden, kopuk kopuk parçalar gidip geliyor hafızama. O dönemde yasaklı bir şairin şiiri sesinden geliyor kulaklarıma.
“SON MEKTUBUMDA BAŞIM SIZLIYOR YÜREĞİM SERSEM DİYORSUN/SENİ ASARLARSA SENİ KAYBEDERSEM DİYORSUN YAŞAYAM/YAŞARSIN KALBİMİN KIZIL SAÇLI BACISI/EN FAZLA BİR YIL SÜRER 20.ASIRDA ÖLÜM ACISI/ BU ÖLÜME BİR TÜRLÜ RAZI OLMUYOR GÖNLÜM.
Evet abla kabul edilebilir bir şey ölüm kabul edilemeyen ölüm şeklin.Güzel ölmeliydin sen ,Seni gömmek için yıkarlarken bile güzel kalmalıydın, saçların her zamanki gibi omuzlarından dökülmeliydi ve o kendinden emin halin yansımalıydı yüzüne. Bir fotorafçı vitrininde yıllarca kalmış eski resmin gibi sakin ve huzurlu ölmeliydin.
Mukadderat…denilen büyük kuvvet öyle istemiş.

En zor olan şey ardından eşyalarını, kıyafetlerini toplamaktı.Parfüm kokuyordu her şeyin çantaların bile .Topladık anılar sakladık kendimize, her parçada biraz güldük biraz ağladık. Ne kadar anlamsız mış çul çaput kimse bir şey götüremiyormuş. Bir lokma bir
hırka ile geçseydi keşke hayat.

SERAP TARCAN
25.09.2007

merhaba

Sevinçler, acılar, heyecanlar dolu günler geçirdikten sonra kendimi toplayıp hayata dönmem gerektiğine karar verdim. Tekrar merhabalar

1 Ağu 2007

MERHABA

OOO ne çok zaman olmuş kendi blog uma zaman ayırmayalı iş, güç derken birde yazılarıma vakit bulamadım haliyle.Bu arada Eskişehir gidip biraz iç anadolu havası soludum, çigerlerimdeki nem oranı azaldı birden, nefes alabildiğimi hissettim tabi en güzel yanıda terlemeden uyuyabilmekti.Eskişehir'de olmamızdaki asıl amaç ailemizde ilk kez 3 kuşak tan birinin dünya evine girişine tanıklık etmekti.Sevgili yegenimizide evlendirdik işte çok keyifli bir düğün yaşadık en güzel yanı ise yıllardır birbirini görmeyen ama sevgileri birbirlerine karşı hiç eksilmemiş olan insanların bir arada olmasıydı. Ne kadar kocaman , ne kadar sevgi dolu bir ailem varmış ne mutlu bana ne mutlu bizlere. Hepimizi herşeye rağmen ayakta tutan bu sevgi sevgi bağıdır belkide.
Bu arada nane-limon blog münevver ablam ında yemeklerini yeme fırsatı buldugum için kendimi ayrıca şanslı hissediyorum .
Görüşmek üzere hoşcakalın